reklam

SON DAKİKA

Karadeniz Gündem TV
reklam
ABDULLAH GÜLAY

NE ZOR BİR KADERİMİZ VARMIŞ!

NE ZOR BİR KADERİMİZ VARMIŞ!
Bu haber 25 Ekim 2019 - 16:55 'de eklendi ve 196 views kez görüntülendi.
reklam

Orta Asya’dan başlayan binlerce yıllık yolculuk, hızını Viyana’da kesmiş; özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sonrası Plevne yenilgisi ile başlayan, geriye dönüş süreci, bu millet için çok acı olmuştur. Balkanlar’da sürek avı biçimindeki katliamlar, talanlar! 1.Dünya savaşı yıllarında Orta Doğu’daki ihanetler, düşmanlarla yapılan iş birliği ve arkadan vurmalar! Kısaca içimizdeki “elma kurtlarının” ihanetleri! Çanakkale’deki kıyamet, Kafkaslardaki Moskof ve Sırp zulmü, Sarıkamış faciası ve Ermeni vahşeti!  Sonra Anadolu’daki işgaller, Kıbrıs katliamı, Asala terörü, Pkk katliamları vb. 

1071 de Anadolu’nun kapılarını bize açtığını övünerek anlattığımız Sultan Alp Arslan’ın Türkmenistan’ın Merv şehri yakınlarında olduğu düşünülen mezarını son yıllarda daha yeni aramaya başladığımızı öğrenince, sanki “bize bu acılar gerektir” diyesi geliyor insanın! El yazması Dede Korkut kitabımızın Dresden ve Vatikan Kitaplıklarında asıl sahiplerini bekliyor olmasını, vagonlar dolusu arşiv kayıtlarımızı sattığımızı, satılan on binlerce cilt tarihi arşiv kayıtlarımızın Bulgaristan’dan geçerken el konulduğunu düşündükçe insanın canını sıkan, kuşku dolu sorular arka arkaya geliyor!

Bizans’ın, Lidyalıların, Urartuların kalıntılarını bütçemizden ayırdığımız kaynakları harcayarak, kıl fırçalarla ve cımbızlarla kadın bedeni okşarcasına araştıran entellerimizin(!) ve üniversitelerimizin kendi geçmiş değerlerini araştırmaya gerekli önemi vermediklerini görünce, insanın aklına haklı olarak rahatsız edici sorular geliyor. İlk yazılı belgelerimiz olan Orhun Kitabeleri’nden ilim alemini haberdar eden kişinin İsveçli Strahlenberg, çözerek günümüz Türkçesine dönüştüren kişinin Danimarkalı Tomsen, bu konuda araştırma heyeti kuran Rus Spaski olduktan sonra! Bu alanda da bizden kimseyi göremeyince yine cevap bekleyen sorular! 

Yani Batı’nın köklerini ararsanız önemlisiniz; bulursanız önemli bir bilim adamısınız; kendi köklerinizi aramaya gerek yok, çünkü prim yapmaz! Çanakkale filmini, yurt savunmasına giden Mehmed’in acı hatıraları biçiminde değil de, Anadolu’yu işgale gelen iki Anzak askerini acındıran anılar biçiminde kurgularken de aynı anlayışı sürdürdük, aynı beklentiyi tohumladık. Yani işgalciyi masum gösterme gayretine girdik, vatanını savunanı göz ardı ettik!  Yine cevap bekleyen sorular!

Türk Kelimesi

Yasak! İstanbul’un fethi sonrasında başlayan Avrupa’ya yürüyüş dönemlerinden itibaren sarayda Türk kızı bulundurmayan, padişahların dayılarını ecnebilerden oluşturan saray anlayışı, zamanla saray zevki ve sefasını doğuran, hatta sarayın hazinelerini hortumlama geleneğini başlatan ve sonra faturasını Türk Milleti’nin sırtına yükleyen, “Türk” kelimesini imparatorluk felsefesine aykırı bularak yasaklayan, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa dışında, imparatorluğun asıl kurucusu olan ve bunun için bedeller ödeyen Türklerden hiç sadrazam yapmayan, onu da uydurulan bahane ile idam eden, yola çıktıklarını yolda bulduklarına tercih eden bir tarihin mirasçılarıyız!

Yeni fethedilen topraklardan insanlar devşirilmiş, yönetim kadroları bunlara teslim edilmiş; “Türk kızları padişahın kızı-bacısı sayılır!” geleneği uydurulmuş, saray hanımları yabancı kızlarından oluşturulmuş, tercih dışı fazlalık hanımlar yine devşirme yoluyla yönetim kadrolarına atanan kişilere ikinci, üçüncü eş olarak takdim edilmiş. Yani ne sarayda, ne yönetim kadrolarında kurucu millet olan Türklerden kimse kalmamış! Yüz yıllar boyunca süregelen ve kurumlaşan bir yapı.  Bu sistemde o gün – bu gün asıl kurucu milletin yeri neresidir?

Para Şıkırtısı Altın Işıltısı

Cephede savaşanlar, ömrünü seferlerde geçirenler rahat yatak yüzü görmemişken, ezelden korunaklı unsurlar, günlerinia  sarraflar çarşısının serinliğinde, su şırıltısı, para şıkırtısı, altınların sarışın ışıltısı ve güvercinlerin kanat şakırtısı arasında, yalılarda, çifte kayıklarla boğazın serin sularında geçirmişledir ve geçirmektedirler!  Korunan ve kollanan, dolayısıyla sermaye babası haline gelen bu efendilerin(!) yaşam tarzları ve eğitimleri de yurt dışı bağlantılı ve desteklidir; bunun doğal bir sonucu olarak fikirleri ve ideolojileri de yabancı desteklidir. O nedenle hiçbir zaman yerli olamamışlardır!

Aksine kendilerini seçkin, ötekileri de hizmet sınıfı olarak görmüşler, sağlanan koruma altında sürekli güçlenmişler, kadrolarını kurmuşlar, medyalarını oluşturmuşlar, çıkarlarına ve yaşam tarzlarına uygun olarak günlük hayatı yönlendirmişler, gerektiğinde darbelerle toplumu formatlatmışlar, engel olanları saray entrikalarıyla idam ettirmiş veya zehirleterek ortadan kaldırmışlar ve sosyal hayatı kendilerine uygun yaşam çizgisine çekerek sürdürmüşlerdir.

Türkiye’nin teröriste karşı yürüttüğü “Barış Pınarı”  operasyonu bir kere daha gösterdi ki, içimize kurt girmiş! Bu elma kurtları dışarıdaki uzantıları ile birlikte gövdesinden beslendikleri ülkeyi çürütüp yok etmek, sadece kendilerinin yaşadığı, yaşayabileceği bir alan haline dönüştürmek istemektedirler!

Bedenimizdeki bu kurtlar ve dış uzantıları sorununu çözmeden hedeflerimize ulaşmak çok zor olacaktır. Eğer böyle bir irade yönetimdeyse. Ya değilse, o zaman nelerin olduğunu, olabileceğini sizin takdirinize bırakıyorum.

reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA