reklam

SON DAKİKA

Karadeniz Gündem TV
reklam

SİYONİZMLE UYUMLU OLMANIN FATURASI

SİYONİZMLE UYUMLU OLMANIN FATURASI
Bu haber 06 Şubat 2020 - 9:42 'de eklendi ve 128 views kez görüntülendi.
reklam

Londra kontrollü, Haim Nahum referanslı; İsviçre (Medeni), Almanya (Ticaret) ve İtalya (Ceza) hukuklu kuruluş sürecimiz, 1938 sonrasında “Millî Şeflik” dönemiyle tanışmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası galip devletlerin “seçimlere gidilmesi” talebine cevap, Milli Şefin partisinden ayrılan ikinci yapay oluşum ile mevcut ana parti arasında cereyan eden “görüntüden ibaret” seçimle verilmiş; açık oy, kapalı sayımla “millî şeflik sürecinin” devam etmesine dönük tehlike bertaraf edilmiştir.

Türkiye açısından savaş sonrasındaki bir diğer önemli gelişme, Rusya’nın boğazlar, Kars ve Ardahan üzerindeki talepleridir. Rusya Ankara’yı sıkıştırmış; Türkiye’yi Batı’nın güdümüne sokacak şartlardan oluşan “Truman anlaşmasının” imzalanmasına mecbur bırakmıştır!

Ülkenin gelişmesine ve her türlü bağımsızlığına 1947 yılında Amerika ile yapılan Truman anlaşması ile pranga vurulmuş; ülkenin eli kolu bağlanmış; özellikle güvenlik ve savunma başta olmak üzere ekonomik, siyasi, ticari gidişat tamamen Amerika’nın kontrolüne geçmiştir.

Bu teslimiyet gereği, 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasına ve tanınmasına ilk onay veren İslam ülkesi Türkiye olmuştur.

Truman anlaşmasının şartlarını 1954 seçimlerinden sonra Türkiye lehine zorlamaya başlayan ikinci ve üçüncü Menderes dönemleri, 1960’ta iç destekli Amerikan darbesi ile sona erdirilmiş; Amerika’ya karşı duruşun bedelini Menderes, Zorlu ve Polatkan darağacında ödemişlerdir.

1960 sonrası Türkiye, yönetim ve işleyiş bakımından yeniden formatlanmış, Amerika ve İsrail eksenli, Siyonist/Evangelist ideolojiye karşı duramayan, gelen taleplere “evet” diyen, bunun karşılığında ödül olarak verilecek yardımlar sayesinde iktidarı elinde tutacak, Batı ile uyumlu bir yapı oluşturulmuştur.

1974 Kıbrıs çıkartması ile başlayan Ecevit-Erbakan merkezli karşı duruşa misilleme olarak harekete geçirilen terör süreci, 1980 Amerikan ikinci askeri darbesi ile sonuçlanmış; Türkiye bu kanlı darbe ile Amerika ve İsrail lehine yeniden formatlanmıştır. Bundan sonraki yıllarda Türkiye’ye iki şekilde sahip olmuşlar ve kendi emelleri doğrultusunda ülkeyi kontrol etmişler; ülkeyi Nato’nun uç karakoluna, İsrail’in arka bahçesine dönüştürmüşlerdir!

Türkiye’nin silâh yapmasını engellemişler, kendi silahlarını kontrollü olarak, yaptırım ve tavizler karşılığında vermişler; verdikleri silahların yazılımlarını Türkiye’nin çıkarlarına hizmet için değil, kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde düzenlemişler; Türk Ordusu’nu âdeta kendi kontrollerine almışlar ve kendi orduları haline getirmişlerdir. Yazılım gerektirmeyen silahları da Nato hizmetleri dışında kullandırmamışlar; Kıbrıs çıkartması, PKK operasyonları, Suriye harekatlarında kullanılınca da ambargo uygulamışlardır!

Tıpkı silahların beynini kendi kontrolüne aldıkları gibi Fetö, Nato, Gladyo ve benzeri açık veya gizli örgütlenmelerle ülkenin beyin takımını da kendi güdümüne ve kontrolüne almışlar; iç donu ıslak, çorabı kokuşmuş kişileri bu milletin evlatlarına, şeyh, hoca efendi, kurtarıcı, asrın müceddidi, Cennet’in şefaatçısı olarak tanıtmışlardır!

Yapılan işlere “hizmet(!)”, müritlere de “hizmet neferleri” demişler; ülkeye hizmet ettiklerini zanneden bu kadrolar aslında Amerika ve İsrail’e hizmet ettiklerini, kutsal saydıkları bağlar nedeniyle anlayamamışlar; bu yöntemle ülkenin beyin takımını ve kontrolünü ele geçirmişlerdir! Şeyhin Amerika ve İsrail çıkarlarına hizmet için verdiği emirler; örgüt emrine, müritler için dinî bir vecibeye, mutlaka yerine getirilmesi gereken hikmetli ve gizemli bir kutsiyete dönüşmüştür!

Bugün, 15 Temmuz sonrasında yürütülen operasyonlar nedeniyle Türkiye elimizden kayıyor diye her yolu mübah sayarak gidişatı engellemeye çalışıyorlar: Son ABD Senato kararları önümüzdeki yıllarda Türkiye’ye dönük sıkı bir mücadeleyi öngörmektedir!

Türkiye’yi eski günlerine döndürmek için kendilerine karşı çıkanları hedefe aldılar; bunları iktidardan indirmenin yollarını arıyor, bunun zeminini oluşturmaya çalışıyorlar.

Sonuç olarak, ülkeyi yönetenlerin, kendilerine itaat eden kişilerden olmasını istiyorlar. Bunun için Türk kamuoyunca da bilinen kişi ve kadroları yedekte tutuyorlar. Türkiye’deki siyasi yapı üzerinde operasyonlar yürütüyor, partilerin içinde bulunan muhalif unsurları tasfiye ediyorlar, yeni partiler kuduruyorlar, bu şekilde açık ve gizli faaliyetlerine devam ediyorlar.

Her şey bir “Evet!” e bakıyor. Batı’dan gelen taleplere “Evet!” denilirse tüm sorunlar çözülür. Ama o zaman da Türkiye kalmaz. Türkiye’nin kalması, var olması için uzun ve zor bir mücadelenin içinde olduğumuzu unutmayalım.

Etiketler :
reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA